Ben, zengin cümlelerin zekâtıyla geçinen
Bir fukara cümleyim ey sevilen.
Baş hecem sen, son hecem bir hayalin iç çekişleri…
Ümitsizlik boynumu büktüğünde, kalbime en yakın olur başım.
Kalbimdekiler gözlerime yansıdığında görmen gerek
Bir hüznün nasıl yürekten yaktığını.

Sen, Güneş uyuyunca en sevgili niyazsın…
Patikalar boyunca, yüreğim seni yazsın.

Nemli gözlerle, gözlerinin güneşine baktığımda
Gökkuşağının yedi rengi siner her zerrene.
Sen, gözlerini her kırptığında
Dünyanın en efsunkâr gösterisini izler dururum.
Her bakışın bir güzellik senfonisi…
Bir nota miktarınca sığsam gözbebeklerine.
Sesinde lalelerin hüsnünü bulurum…
Sen her konuştuğunda bir gönül orkestrasını
Pür dikkat dinler dururum.

Ballar balını bulmuşum, varsın her şey bitsin, tükensin…
Zemheri yüreğime inşirah veren sensin!

Ey sevilen…
Senin için kalem tutunca ellerim, 
Birden atağa geçen yüzlerce kelimenin birbirine sıkışıp
Kapı eşiğinde kalmasına şahit olurum.
Halbuki sadece bir tanesi sıyrılsa
Ve sadece bir tanesinin elinden tutup çeksen
Tespih taneleri gibi dizili verecek bütün cümleler.
Her dizilen cümlenin baş hecesi yine sen,
Son hecesi, bir ‘Ah’ miktarınca uzayan iç çekişlerim olacak!

Hasret, hıçkırıklara boğulmuş bir sükût ve yanmaksa madem,
Kasvet şehrinden en kutlu fasıllara çeker beni üstadem.

Ey yar, sen kalbime ne yazıl, ne de nakış nakış işlen;
Çünkü, yazılan silinebilir, işlenen sökülebilir.
Ya aşk’ın közünde pişir kendini, gel vurul kalbime
Ya da aşk bıçağıyla oy yüreğime kendini..!

Kadim Dolunay